GöNÜL BAhÇEM

GöNÜL BAhÇEM
"Nerede olursanız olun, Allah sizinle beraberdir"

Ocak 03, 2009

BOZULMUŞ BIR NAMAZIN SEHIV SECDESI OLUR MU?



“Namaz kılıyoruz
Bozulmuş bir namaz kılıyoruz
Belki de namaz kılmıyoruz”



Hatice’nin göz renginden tutunda, pazardaki kurtlu meyveye
kadar hepsi namazın kapısına sıralanır ve ben “Allahu Ekber”
deyince nefsim onları bir bir içeri alır.



Vaktin girdiğini bilirim okunan ezanla.. havaya, kuşlara, duvarlara
bakarım “gel” diye çağıran birini görmezden gelircesine…
kuşlar onun, hava onun, duvar onun, ben onunum diye
ensesine vurup şeytanın, kulağından tutarak sürüklerim
bedenimi seccadeye…



Ademler maça dalmışken, Havvalar akşama yemek yetiştirirken
vakit basamak basamak çıkar minare merdivenlerini.. devre
arası namazını alelacele kılıp, ikinci devresine yetişince
rahatlayan adamlara bu nasıl bir rahatlamışlıktır diye
sormaz mı “benim ayağımı namazdayken kesin” diyen Hz. Ali..




Allahu ekber deyip euzu besmeleyi çekince; ikinci perdesi
seccadede açılır seyrettiğim filmlerin… artistlerimin yüzünü
boyar, sesini değiştirir, repliklerini ben yazarım… bir-iki bölüm
çektikten sonra “şeytanın senaryomda ne işi var” deyip bir
yönetmen şımarıklığıyla yırtıp atarım senaryoyu ve her bir
parçası tövbelerimin üstüne düşer yazdıklarımın…



Euzu besmeleyi baştan çekerim nedametle…

Fatihanın “hamd” kelimesine gelince, bir kıpırtı başlar şeytanın
çomak soktuğu arı kovanı gibi kaynayan dimağımda. Sevmediğim
insanlarla kurduğum diyaloglar yeniden canlanır.. “keşke şunu da
deseydim, bunu da..” pişmanlıkları, vızır vızır dolanır başörtümün
içinde... “çok şükür ki ağzının payını verdim adamların” diye
düşününce; kulağım, gözüm, parmaklarım, burnum ve iç organlarım
zonklamaya başlar “neyin şükrünü eda ediyorsun?” diye…


Zar zor bitirince fatihayı ağlamaklı geçerim diğer sureye… en kısa olanı
seç der şeytan, resullullahın "kaf, tekvin ve insan" sureleriyle sabah
namazını kıldığını unutturarak…


Rükuya eğilince ve boyum yarıma inince ayaklarımın ucu yaklaşır anlıma,
ayaklarım derki; “senin de benzinde benimki gibi nasırlar çıkmadıkça bil ki
uzaksın secdeye, sâcid olamazsın ben kadar…" o an ayaklarımı omuzlarıma,
başımı ayaklarıma vidalayıp dolaşmak isterim caddelerde. Bu başla; topraktan,
çamurdan, çöplerin kenarından, kuş pisliklerinin üstünden geçmek isterim,
nefsim yüzünü ekşitip namaza dönme kararı alana dek…




En nihayet secdeye gidince;
Bozuk paraların hayali dökülür seccadeye; birini alır cebime koyarım,
birini avucumda sımsıkı tutarım, veririm birini üç ekmeği uzatan fırıncıya,
ikisini şarküteri reyonundaki adama.. kalanlardan birisi de secdede anlıma
yapışır “senin değerin bu kadar” dercesine… kağıt paralar da yüz bulup
hışırdamaya başlamadan tüm paraları atarım namazın penceresinden ve
şeytanı da “aa bak hadi getir onları bana” diyerek yollarım paraların
arkasından.. gülmeyin.. rabbim demiyor mu şeytanın hilesi çok zayıftır diye..

İkinci rekatta süs ve oyunlarla dolu hayatımı rabbimle arama sıralayınca ve
aynel yakin’e yaklaşamayınca ve her namazım; dürülüp fırlatılmayı bekleyen
kokuşmuş tomarlar haline dönünce işte o an geç kalmaktan korkup çakarım
benliğimin küflü tahtasına “ihsan nedir?” sorusuna efendimizin
“rabbini görüyormuşçasına namaz kılmandır” cevabını….
Dağları hatırlayıp emanetin büyüklüğünü omuzlarımda hissederim.



avullarına saman doldurmuş bir yolcu gibiyim çoğu kez seccade üzerinde
dikilirken.. oysa kıyamdaki her beden özgürlüğün kapısında eli bağlı
bekleyen asi bir köle değilmidir birazdan salıverilecek?

İçimdeki gevezeleği susturup, rukuya varınca ve secdeye akınca tekrar…
tahiyatta aklım başıma gelince… peygamberime, anneme babama selam
gönderince Rabbenayı okuyup… işte ancak o zaman bakacak yüzüm kalır
omuzlarımdaki iki meleğe…


Sehiv secdesini çoktandır namazın bir parçası gibi kılıyorum.
Belki çoğu kez namaz değil sadece sehiv secdesi kılıyorum…

Hiç yorum yok: