GöNÜL BAhÇEM

GöNÜL BAhÇEM
"Nerede olursanız olun, Allah sizinle beraberdir"

Ocak 07, 2017

Seyyah



Uzun yoldan gelen seyyah, yorgun argın giderken aniden karşısına dikilen vahşi hayvanın korkusuyla sendeledi. Can havliyle kendisini karşısına çıkan karanlık kuyunun boşluğuna bıraktı. Aşağı doğru düşerken de kuyu duvarında büyümüş olan bir dal gördü ve ona tutundu.

Vahşi hayvandan kurtulmuştu ama tutunduğu dalı bir siyah bir beyaz fare durmadan kemiriyordu. Kuyunun dibinde devasa bir ejderha ağzını açmış avının düşmesini bekliyordu. Zavallı seyyah korku içinde bir çare düşünmeye başladı. Tam o anda aklını başından alan bal peteğine gözü takıldı. Her şeyi unuttu ve kendini balın lezzetine kaptırdı.

Aklını bala kaptıran biçare adam içinde bulunduğu durumun neticelerini aklına bile getirmedi. Nihayet kemirilen dal koptu ve gafil seyyah kuyunun dibine düşerek helak oldu.

Ferudiddin Attar'a göre kuyu dünya hayatını, ejderha nefsani sıfatları, bal aldatıcı fani lezzetleri, beyaz ve siyah fare geçen fani ömrü temsil eder. Seyyah da bu şartlar altında şu imtihan alemine gelen yolcudur ki, eğer gaflete dalarsa, onu bekleyen helakten başka bir şey değildir.

Ocak 06, 2017

Cenneti parselleyip satan çocuk



Cenneti parselleyip satan çocuk

Bir kadın evine giderken yoksul görünümlü bir çocuğun elinde çöp ile toprağı çizdiğini görür. Ne yapıyorsun evladım diye sorar: Çocuk: Cenneti parselleyip satıyorum teyze der.

Kadın cennetin böyle parsellenmeyeceğini ve satılmayacağını bilse de çocuğa yardımcı olmak için bana da bir parsel verir misin, der. Parasını vereyim.

Çocuk da 20 TL der. Kadın yardım niyetiyle parayı verir ve gider. Olayı da unutur.
Birkaç gün sonra rüyada kendini cennette görür.

Sonradan rüyayı eşine anlatır. Eşi de göz açıklığı yapar ve ben de bir parsel alayım der?!
Gider ve çocuğu bulur. Evlat, bana da bir parsel verir misin der! Çocuk olur ama bir parseli bir milyon der. Adam itiraz eder, hanıma 20 TL'ye verdin. Benden neden bir milyon istiyorsun der.

Çocuk şöyle cevap verir. Amca, eşiniz cennetin parsellenmeyeceğini, satılamayacağını bilir. Ama benim yoksul halimi görüp bana acıdığı için, gönlümü almak için bana o parayı verdi. Satın almak için değil. Sen de gerçekten cenneti satın alabileceğini zannettin. Benim de satabileceğimi.

Cennet öyle ucuz değil. Oraya girmek için bu halinle milyarlar bağışlasan faydası yok. Gönülleri kazanarak cenneti kazan. İyilik ederek. Merhamet ederek cenneti kazan!

Kıssadan hisse. Elbette cennet parsellenemez.
Satılamaz. Ancak iman, ibadet, ahlak ve güzellikle hak edilir..

Mayıs 09, 2014

Günaha dalmışa dua edin

Günaha dalmışa dua edin 

Hz. Ömer'in huzurunda bulunan müminlerden biri anlatıyor: "Şam ehlinden güçlü kuvvetli, nüfus sahibi bir kimse vardı. O adam zaman zaman Hz. Ömer'in yanına gelirdi. Bir ara Hz.Ömer o kimseyi göremez oldu.

Çevresindekilere sordu. 'Falan zat ne yapıyor, artık görünmez oldu?' Cemaat şöyle dedi: 'Ey Müminlerin Emiri! O kendini içkiye verdi.' Bu sözü duyan Hz Ömer hayli üzüldü ve kâtibini çağırarak, 'Bu adama şöyle yaz:
Ömer b. Hattab'dan falan kimseye...
Selam sana! Kendisinden başka ilah olmayan, günahları bağışlayan, tevbeleri kabul eden, azabı çetin ve ihsanı bol olan Allah'a hamd ederim. O'ndan başka hiçbir ilah yoktur, dönüş ancak O'nadır.' 

Hz. Ömer mektubu yazdırdıktan sonra arkadaşlarına dönerek, 'Allah'a yönelmesi ve Allah'ın tevbesini kabul buyurması için kardeşinize dua ediniz!' dedi.

O zat Hz. Ömer'in mektubunu alınca 'Allah günahları bağışlayan, tevbeleri kabul edip, azabı çetin olandır' cümlesini tekrar tekrar okudu ve 'Allah beni hem azabı ile korkutmuş, hem de günahlarımı affedeceğini vaat etmiş' diyerek ağladı ve güzelce tevbe etti.

Hz. Ömer o zatın tevbe ettiğini haber alınca sevindi ve şöyle dedi: 'Bir kardeşinizin yoldan çıktığını, günaha saplandığını gördüğünüzde onu doğru yola getirmeye, Allah'ın affına güvenmesini sağlamaya çalışınız. Tevbe nasip etmesi için Allah'a dua ediniz. Kendisine beddua ederek aleyhinde şeytana yardımcı olmayınız.'

Nisan 26, 2014

Çanlar kimin için çalıyor?

Çanlar kimin için çalıyor?


Gıyaseddin Emre... Üç dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde milletvekili olarak görev yaptı.

27 Mayıs darbesinde Demokrat Parti milletvekili olarak yargılandı, 2.5 yıl hapis yattı.

O ezanın değiştirildiği, tam 18 yıl "Tanrı Uludur" diye okunduğu dönemlere tanıklık etmiş bir milletvekiliydi.

Kur'an-ı Kerim okunmanın yasak olduğu dönemlerde genç bir delikanlıydı. "Kur'an-ı Kerim yetersiz" diyorlardı o günlerde.
Birileri çıkıp "Kur'an-ı kerim ıslah edilmeli" diyordu.

Allah'ın gönderdiği kutsal kitabı yetersiz buluyorlar ve "ISLAH" edilmeli diyorlardı haşa.

Böylesine bir garabet bir dönem vardı ortada.

İnönü'nün CHP'si inançlara zulmediyordu o günlerde.

Milletvekili Gıyaseddin Emre işte o zulmün yaşandığı dönemlerdeki olaylardan sadece birini paylaşıyordu bizlerle.

Milletvekilimiz Ganiçok köyünde doğmuştu.

O köye bir gün Jandarma girdi.

Başlarındaki onbaşı köyün ileri gelenlerinden Halid Ağa'nın evine girdi çamurlu postallarıyla.

Sedire uzandı ve ayaklarını pencerenin genişliğinde bulunan kitapların üzerine uzattı.

Çamurlu postallarına kitaplar destek oluyordu.

Halid Ağa yerinden kalkıp, en üstteki kitabı yavaşça çekip aldı.

Sonra Jandarma onbaşının ayaklarını tekrar geride kalan kitapların üzerine koydu.

Jandarma onbaşı "Ne yapıyorsun?" diye bağırdı.

Halid Ağa "Postallarını üzerine koyduğun kitap Kur'an-ı Kerim'di, onu aldım efendim" dedi.

Yerinden kalkan jandarma onbaşı elinden Kur'an-ı Kerim'i aldı, yere atıp "Hala bu çöl kitabını mı okuyorsunuz" diye bağırdı.
Postalları ile Kur'an-ı Kerim'i çiğnedi.

Milletvekili Gıyaseddin Emre doğduğu köyde yaşanan bu olayın devamını şöyle anlatıyor; "Halid Ağa yan odaya geçip silahını aldı, geri dönüp onbaşı ve yanındaki bir askeri vurdu.

Bir anda bütün bölgeye bu İSYAN diye propaganda yapıldı.

Ardından köye yüzlerce jandarma baskın yaptı.

Halid Ağa ve yakınlarını, akrabalarını meydana topladılar.

O gün tam 131kişi çoluk-çocuk demeden kurşuna dizilerek öldürüldü."

Evet bir imparatorluğu parçalayan AKIL, bu ülkede kendini kendine tarihine, ecdadına, inançlarına düşman ederek İÇERİDE DAİMA BİRBİRİYLE KAVGA EDEN BİR TOPLUM'a dönüştürdü.

İçerideki çatışma, parçalanmış bir imparatorluğun torunlarına yüzünü dışarıya döndürmeyi YASAK etti.

İçerideki kavgalardan dolayı dışarıya ayıracak zamanımız yıllarca HİÇ olmadı.

Bakın taa 1534 senesinde Viyana'da Aziz Stephan Katedrali'nde ilginç bir uygulamaya geçildi.

Bu katedrale dolgun bir maaşla memur atandı.

O memurun tek görevi vardı.

Katedralin en üstündeki kuleye çıkacak ve ufka bakacaktı.

Eğer uzaklarda Türk Akıncıları görülürse ÇAN'ı çalıp "TÜRKLER GELİYOR" diye şehri uyandıracaktı.

Tam 422 yıl o uygulama sürdü.

1956 yılına kadar sürekli "Türkler Geliyor" diye bağıracak bir ÇANCIBAŞI memur o katedralde hazır bulundu.

Ancak 1956'da bu önemli istihdama son verdiler.

Çünkü artık TÜRK tehlikesi kalmamıştı.

Zira Türklerin dışarıya çıkacak mecali yoktu ve birbiriyle savaşıyordu.

Artık Türklerde yeni bir dönem başlıyordu.

Kendi BAŞBAKANLARINI ASMA dönemiydi bunun adı.

Çanlar içeride Türkler için çalıyordu.

Ve ipin ucu dışarıda da olsa asanlar da, çanı çalanlar da Türkler'di.

Yıllardır birileri nakış gibi işlemiş ve başarmıştı.

EZAN üzerine ÇAN projesi tutmuştu.


bekir hazar

Şubat 28, 2014

Çöl hırsızı


Çöl hırsızı

Günün birinde kabile reisi, bu pek sevgili atına atlayarak tek başına çöle gezmeye çıkmış. Hayli zaman at koşturduktan sonra dönmek üzere iken uzaklarda bir kımıltı dikkatini çekmiş. Bir insan, yerde yatıyor. Belli ki çok hasta veya ölmek üzere. Yardıma muhtaç.

Hemen oraya yaklaşıp atından inerek yerdeki adama yardıma gitmiş. Hâlâ nefes aldığını görünce sevinip atının terkisinden su kırbası almak üzere iken, yerdeki mecâlsiz ve hasta adamı,o herkesten kıskandığı değerli atın üzerinde görünce şaşırıvermiş. Adam atı topuklayıp erişilemeyecek kadar uzaklaştıktan sonra dönüp, alay edercesine bakmış atın sahibine. Fakat bir gariplik var; atın sahibi ardından koşarak bağırıp çağırmıyor; sadece durduğu yerde ağlıyor.

“- Ne oldu" diye seslenmiş hırsız, “Zoruna gitti de ondan ağlıyorsun değil mi? Sen ki bu atı kendi gözünden, evlâdından bile kıskanırdın ama bak, aklım ve çevikliğim sâyesinde şimdi benim oldu atın; ne kadar ağlasan yeridir!”

Atın sahibi gözyaşlarını silmiş; demiş ki, “Hayır ey hırsız, atımı çok severdim, doğrudur; senin onu benden çalman elbette gücüme gitti, fakat onun için ağlamıyorum.”

“- Yaa, niçin ağlıyorsun öyleyse, kadınlar gibi?"

“- Şunun için: Bu haber yarın etrafta duyulduğunda, senin nasıl bir hile ile atımı elimden kapıp çaldığın dilden dile gezdiğinde bundan sonra çölde hiç kimse, ölmek üzere olan gerçek bir ihtiyaç sahibine bir damla su vermeye çekinecektir. Üzüntüm ondan!”